Saturday, May 21, 2016

Kandil

Gönlümüzde, zihnimizde ve bilincimizde bu realitenin kalıplarına hapsolmamıza neden olan ve bizi mutluluktan alıkoyan ne kadar negatif etki varsa, hepsinin beraati gerçekleşsin. BİR enerjisine uyumlandığımız, sevgi ve coşkunun hakim olduğu ve Yüce Yaratıcı'nın sonsuz lütuflarını görebildiğimiz ihtişamlı yaşamlarımız OLsun.

Kandilimiz hayırlara vesile OL'sun 🙏🏼❣

Saturday, January 23, 2016

Muhallebi

Saten masa örtüsü üzerinde servis edilmiş sufleyi, gümüş kaşıkla nazik nazik yemek değil de, muhallebi tenceresinin dibini parmakla sıyırırken “Kim daha çok yedi?” yarışında gülme krizine girmek benim istediğim. 



Friday, January 8, 2016

Çanta Hasadı

Dün akşam, yine yoğun bir iş çıkışı saatinde, her zamanki ulaşım aracım olan metroya bindim. Üç istasyon süresince balık istifi vaziyetinde, insan yoğunluğundan bir hayli ısınmış ve havasız kalmış vagondan çıkma çabalarım, kapı önünde durmaya yemin etmiş insanlara rağmen sonuç verdi. Muzaffer bir savaşçı mutluluğuyla, yürüyen merdivenlere doğru yöneldim. Yürümeyi değil, durmayı tercih ettiğim için sağ tarafta durdum. (Hamiş: İstanbul’da merdivenin yürüyüş hızı size yetiyorsa sağ tarafta durmanız, sol tarafı –merdivenin yürümesine rağmen, evet- yürüyerek çıkan insanlara bırakmanız raconun gereğidir. Biliniz.)
Sağa sola bakınır, zihnimden bin bir tane şey geçerken, önümde duran kızın çantasının açık olduğunu fark ettim. Bir süre, tabiri caizse “mal gibi” kızın çantasına bakakaldım. Acaba söylemeli miydim? Belki kasıtlı açık bırakmıştı? Bir şey demem gerekiyor muydu?
Evet gerekiyordu. Burası İstanbul’du. Haberi olsundu. Ne olur ne olmazdı.

Where you exist, so shall love. 

“Pardon” deyip yavaşça sol koluna dokundum. Kız fark etmedi. Sol taraftaki merdivenlerden istasyona doğru inen bazıları, yürüyen merdivenin sıkıcı rehavetinden kendilerine kısa süreli bir eğlence bulmuş gibi, ne olacağını merak eden gözlerle bize doğru bakıyordu.
İkinci kez başarısız olamazdım. Bu sefer daha yüksek bir sesle “Pardon” diyerek, kızın koluna biraz daha şiddetle dokundum. Kız arkasına döndü. “Çantanız açık kalmış, haberiniz olsun.” dedim. Kızcağız hafif panik olarak hızlıca çantasının içini kontrol etti. Daha sonra, rahatlamış bir ifadeyle çantasını kapatırken bana döndü ve “Çok teşekkür ederim.” dedi.
Bu akşam, yine yoğun bir iş çıkışı saatinde, her zamanki ulaşım aracım olan metroya bindim. Üç istasyon süresince balık istifi vaziyetinde, insan yoğunluğundan bir hayli ısınmış ve havasız kalmış vagondan çıkma çabalarım, kapı önünde durmaya yemin etmiş insanlara rağmen sonuç verdi. Muzaffer bir savaşçı mutluluğuyla yürüyen merdivenlere doğru yöneldim. Yürümeyi değil, durmayı tercih ettiğim için sağ tarafta durdum.
Sağa sola bakınır, zihnimden bin bir tane şey geçerken, arkamdan birinin sol koluma dokunduğunu fark ettim. “Çantanızın ön gözü açık kalmış. Haberiniz olsun.”
“Eyvah” dedim içimden. “Gitti telefon.” Hızlıca kolaçan ettim ve gördüm ki; telefon yerli yerinde duruyor. Rahatlamış bir şekilde, oğlu olduğunu tahmin ettiğim bir çocukla arkamda duran bu genç kadına döndüm ve gülümseyerek “Çok teşekkür ederim.” dedim. :)
smile emoticon
Ektiğinden başkasını biçemiyor insan bu hayatta. Hasat zamanı hüsrana uğramamak için, ekme işini ciddiye alın. ;)

Sunday, November 29, 2015

En Güzel Cevap

Bin kez de düşsem, 
Her defasında bileceğim yeniden kalkmayı.
Bir de bu kayıtsız bilinmezliğine dünyanın,
En hakiki gülümsemeyle cevap vermeyi.


Monday, September 14, 2015

Durun! Siz Kardeşsiniz!

Kaynak: https://www.pinterest.com/HouseFullOBirds/inspiration-board-birth/ 
Bu gün gittiğim bir kadın doğum hastanesinde sıramın gelmesini beklerken, doktorum, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle odasından çıktı ve kolonun arkasında kaldığı için kendisini göremediğim kadına müjdeyi verdi: "Haberler harika. Pozitif çıktı, gebesin!"
Bir gülümseme nefesi geldi burnundan önce kadının. Sonra da hıçkırıklarını duydum peşi sıra. Dakikalarca geçmeyen hıçkırıklar, göz yaşları... Kocası olduğunu tahmin ettiğim genç adam, koridordan bekleme odasına girerken, doktor kendisine güzel haberi verdi ve mutluluktan gözleri pırıl pırıl bir halde karısının yanına gitti. Kolon yine engel oldu olan biteni görmeme; ama kadın daha yüksek sesle ağlıyordu artık. Gözlerim inceden nemlenirken, "Ne acayip bir şey ya!" diye geçirdim içimden. "Henüz rahimde olduğu öğrenilen bir canlı için duygular nasıl da çoğalıp çağlayıveriyor."

Sonra birden çocukları öldürülen ebeveynler geldi aklıma. Siyasi hesapla(ş)malar, toplumsal öğretiler (!) ya da bireysel düzeydeki sapıklıklar neticesinde yitip gitmiş binlerce evladın ana babası... Asker, direnişçi, komünist, ülkücü, göçmen, trans, o, bu, şu, o... Neredeyse hepsi, rahme düştüğünde yukarıda bahsettiğim sevince benzer bir duyguyu yaşatmamış mıydı? Öyleyse neden, dünyaya fırlatılma (!) şeklimiz tıpatıp AYNI iken, öldürecek kadar nefret ediyorduk KENDİMİZDEN?

"Karanlık, karanlığı yok edemez. Bunu ancak ışık yapabilir. Nefret, nefreti yok edemez. Bunu ancak sevgi yapabilir." Martin Luther King Jr.

Nefret çığırtkanlığı yapmak yerine, sevgi ve ışığın hem bireysel hem de kolektif düzeyde artması için iflah olmaz şekilde dua ediyorum ve etmeye de devam edeceğim!

Wednesday, May 27, 2015

Ateş Böceği de Bir Yıldızdır.

Bu sefer ben bir şey demeyeyim istedim.
Tagore desin.

Özetle demiş ki:

Bırak kılıcı, kalkanı.
Korkulardan ördüğün bu kalın duvarları
Dikenleri, sert kabukları...

Olduğun gibi görün ki; yıldız olduğunu hatırla.
Ve yıldızsan şayet, parlamaktan geri kalma.
Seni bir ateş böceği sansalar da ;)

Buyrunuz. Şiirin Orjinali:

Düşünüyorum da,
Sanırım en büyük korkumuz olduğumuz gibi görünmek.
Yumuşacık kalbimizin fark edilmesi,
Cesaretsizliğimizin anlaşılması,
Korkularımızın paylaşılması
Sanki zarar göreceğimizin en büyük işareti.
Kabuklarımızın altında
Kendimizi saklamakta ne kadar da ustayız.
Ve ne kadar güçlü korunuyoruzkalkanlarımızın ardında.
Hissedilmeden, el değmedensevgimizi göstermeden.
İstiridyelerdeniz minarelerimidyeler.
Kirpiler ve kaplumbağalar gibi.
Sahi koruyor mu bu çatlamamış sert kabuk?
Kimse incitemiyor mu, duygularımızıinançlarımızıbenliğimizi?
Yoksa zarar mı veriyor bu ürkeklikbu kabuk bize.?
Hissettiklerimizi gölgeliyoryansıtmıyor gerçek kimliğimizi,
Duyularımızı bastırıyorelele tutuşmamızı engelliyor mu?
Eğer bir yıldız gibi ışıl ışılsam ve bir yıldız kadar parlak.
Ne çıkar ateş böceği sansalar beni.?

Belki en hoyrat yürek bile, ateş böceğinin o uçucumasumsevimli çocuksuluğuna 
el kaldırmaya kıyamaz?
Güçlü kapıların arkasına kilitlesem kendimikorkaklığımısevgi isteğimi
En insani yönlerimi kayıtsızca sunabilsembu sert kabuğun ağırlığından kurtulup
bir kuş gibi uçacağım özgürce.
Anlaşılacağım ve bir ayna gibi yansıyacağım karşımdakine.
da çözülecek belki samimi ve güvenliksizsilahsız biriyle göz göze gelince.
Oysa bir görebilsek bunukalmadı böyle insanlar demesek.
Güven duygusuna bu kadar muhtaç olmasak.
Kırılmaktan korkmasak
İncinsek yaralansak.
Ne olur bir darbe daha alsak.
Yeniden açsak kendimiziatabilsek o kabuğu
Denesek
Risk alsak
Yanılsak
Farketmez

Tekrar tekrar bıkmadan denesek ve kucaklaşsak yenidentıpkı eskisi gibi.
Ne olduğunu anlayamadığımız o onbeş yıldan öncesi gibi.
zaman farkedeceğiz.
Ne kadar özlediğimizi birbirimizi.
Neler biriktirdiğimizi,
Kaybolan değerlerimizi ne kadar özlediğimizi
Beraber geldik beraber gidiyoruz oysa.
Vakit azpaylaşmaksarılmak için.
Yaşadığımız coğrafya zorşartları ağır.
Yüreği daha fazla küstürmemek lazım.
Sırtımızda ağır küfeler, her gün katlanan.
Ve koşullar bir türlü düzelmeyen.
Sevgiye çok ihtiyacımız var.
Ufukta kar bir kış görünüyor.
Ancak birbirimize sokulursak atlatırız o günleri.
Kırın o sert ağır kabuklarınızı.
Kurtulun bu yükten.
Korumuyor o kabuklaraksine zarar veriyor bize.
Yalnızlığa mahkum ediyor bizleri.
Hem hepimiz bir yıldızız.
Ne çıkar ateş böceği sansalar bizi.




Sunday, March 22, 2015

Iskalamak kazanmaktır.

Bazı atışların skoru ıskalanmasında yatar.

Hatta bazen büyük ödül için, büyük ıskalamak gerekir. Çünkü hayat oyununda kurallar da, şartlar da değişkendir. 

Elinden gelenin en iyisi yapıp atış yapılır ve beklenir. Iskaladım sanırken kazanırsın ya da "Ahan da goool!" derken kaybedersin, kim bilir...

Bir de ayrıca hep 12'den mi vurmak gerekir ya? Kazanmanın kıstası bu mudur yani? Başarma hırsları, birincilik yarışları, kıyaslar, ön kabuller... Amaaaann ıskala gitsin ya! Sen ıskalayınca da güzelsin ;)