Tuesday, December 2, 2014

Yarattığımız Cep Herkülleri: Korku ve Endişeler Üzerine

Aa aa ne o? Korkular endiseler geldi, o ustalikla kullandigini sandigin süngünü alasagi mi etti? Senin yarattığın cep herkülleri yani? Seni savunmasız bıraktılar, öyle mi? 

Bir kere, süngü öyle şakası yok; göğüs göğüse çarpışırken bırakırsan, düşmanın gelir tam kalbinden yaralar seni. Hiç sekmez. Hem yaralasa yine iyi; ya ölüme götürürse? Sahip çıkacaksın süngüne o savaştaysan arkadaş. Savaşın yaratıcısı sensin zira; kendin ve "konfor" alanına ölümüne bağlı korkuların da baş"kahraman"lar. Madem bayılıyosun dövüşmeye, parçala be o zaman karşındakini! Savaş ilan edip süngü düşürmek de neyin nesi?! 

Ben mi? Ben süngü taşımayı sevmiyorum artık. Ağırlık bir kere... Peki benim cep herküllerim yok mu? Var elbette. Ama artık savaş tamtamları duyulduğunda, "Yaa" diyorum; "Artık kazık kadar adamlar olduk. Kaçak dövüş filan, nedir abi mevzu, gelin bir kahve içip halledelim. Tamam tamam, hadi kahveler yine benden olsun!" Dinliyoruz birbirimizi. Sarılıp ağlaşıyoruz. Hak veriyoruz birbirimize. Sonra basıyoruz kahkahayı. Kutuplaşma bitiyor, BİR oluyoruz. 


Bir de bu ayaz havalarda güneş açmıyor mu sapsarı... Off... Ne süngü kalıyor, ne savaş, ne dövüş. Ne varsa; hepsi sevgiden, cesaretten yana... 🙏💙

No comments:

Post a Comment