Tuesday, January 27, 2015

Bizimki'nin Egosu

Miş'li geçmiş zaman kipinde 
Genç bir kadının hikayesiymiş bu.
Kahramanın adı Bizimki'ymiş
Annesine benzemezmiş

Kimine göre deliymiş
Kimine göre dolu
Kimi için kafaya almalık
Kimi için kafa göz dalmalık

Değişikmiş yani biraz
Herkes için başka
İzafiymiş ya her şey
Zaten herkes bir başka

Alarmı kapamış yine o sabah
"Ufff nolur bi beş dakka daha!!"
Annesi seslenmiş içeriden:
"Sen kalkmadın mı daha?!"

Kalkmış giyinmeye koyulmuş Bizimki
Pijamaları depresyon kumaşından
Hayat ne zormuş Allahım
Bazen her şey zorunluluktan

Sinir içinde bağırmış odada
"Annee mutluluğum nerde?!"
"Ne bileyim ben" demiş annesi
"Nerde bıraktıysan orda"

Ne giyse beğenmemiş
Yakıştıramamış üstüne
Açmış asık surat çekmecesini
Kalın bir meymenetsizlik takmış yüzüne

Zihinden yapma bir silahı varmış
Mermileri düşünceden
"Hiiiiiyyy" diye atılmış annesi
"Ego doldurur kızım. Bırak onu elinden."

Evden çıkarken uyarmış annesi
"Sevgini giydin mi içine?" 
Üşütür hasta olursun bak
Valla bakmam yüzüne"

"Öff anne bi git ya! demiş 
Bizimki öfke içinde
"Zaten heyheylerim üstümde.
Bir de sen gelme üzerime!"

Metroda iri kıyım bir adam
Gelmiş Bizimki'ne çarpmış 
"Dikkat etsene be adam!"
Herkes ne kadar salakmış

Adam o an aynaya dönüşmüş
Bakmış içinde kendisi
Meğer salak dediği
Aynada gördüğüymüş

İşe gelmiş yine offff
Bir dokunsan ağlamaklı
Sabah dokuz akşam altı
Vur kırbacı, vur kırbacı!

Basmış sefil hezeyanlar
Demiş "Kurtar beni ya Rab"
Endişeler, korkular
Bilinçaltı koyu girdap

Sonra bir bakmış, ne görsün?
O silah belirmiş yeniden
Bu kez namlu kendi ağzında
"Off Allahım yine ben, niye ben?!"

Vur emrini bekliyormuş
Tetikçi Egosu pusuda
"Sakin ol" demiş Bizimki
Valla yapmıcam bi daha"

Egosu durmuş demiş ki:
"Yok öyle bedava.
Hadi boşalt mermileri.
Valla vururum bu defa"

Endişeyle sormuş Bizimki
"Peki o iş nasıl ola?"
"Çok kolay" demiş Ego.
"Al bir derin nefes. Gerisi hava cıva


Wednesday, January 21, 2015

Kardan Adam

Katıldığım Yaratıcı Yazarlık Atölyesi'nde, bu resme bakıp 10-12 cümleden oluşan kısa bir hikaye yazmam istendi. 5-6 cümle fazlası var benimkinin, idare edin :)


İşte o hikaye:

Küçük Mina, o sabah yataktan erkenden fırlayıp, heyecanla odasındaki camın perdesini araladı. Gördüğü manzara, dün gece yanağına iyi geceler öpücüğü konduran dedesini haklı çıkarmıştı. Gece boyunca kar yağmış; soğuk kış mevsiminin cılızlaştırdığı ağaçlarla iyice renksizleşen bu arka bahçeyi, gözalan beyaz bir örtüyle sarmıştı.

Bir önceki gece, “Yarın sabah uyandığında kar yağmış olacak ve biz de erkenden bahçeye inip kocaman bir kardan adam yapacağız. Anlaştık mı küçük hanım?” demişti dedesi Nihat Bey. “Nerden biliyorsun dede? demişti küçük Mina. “Ya yağmazsa?”. Nihat Bey tatlı bir gülümsemeyle Mina’nın başını okşayarak, “Dedeler her şeyi bilir.” diye karşılık vermişti.

Nihat Bey sözünü tutmuş, erkenden hazırlıklara başlamıştı. Bunu gören Mina, hiç vakit kaybetmeden, koşarak dedesinin yanına indi. Güle eğlene kardan adam yapmaya koyuldular birlikte. Elleri, karın soğuğundan buz kesmişti ama, doğrusu yaptıkları bu heybetli kardan adama değmişti.

Az sonra, uzaktan Mina’nın annesinin sesi duyuldu: “Minaaa nerdesin kızım?!” Mina tam “Bahçedeyim anne” diye karşılık verecekti ki; dedesi kolundan tuttu: “Burda olduğumu sakın annene söyleme, tamam mı?”. Çocukça bir saflıkla “Nedenmiş o?” diye merakla sordu Mina. Nihat Bey, Mina’nın kulağına doğru eğilerek kısık sesle fısıldadı: “Çünkü ölüler görünmezler.”

Tuesday, January 13, 2015

Aforoz

Ağaçların sindiremediği yapraklar gibi bazıları.
İlk rüzgarla dallardan aforoz edilmeleri ondan. 
Tutunmaktan aciz, çokça mecalsizler. 
Ayaklar altında ezilmeleri bundan.

Sunday, January 11, 2015

Aşk Yok Olmak Diyor Biri

Nina 20 yaşında bir genç kızdı. İçine kapanık denmezdi belki, ama kendi halindeydi. Kendinden başka halde olanları da hiç anlayamazdı zaten. Bir de gülmeyenleri. Çok az arkadaşının olması bundandı belki de. Çantasından eksik etmediği eskiz defterine mütemadiyen bir şeyler çizer, tek başına sinemaya gider, evde odasına kapanır şiir kitapları okurdu. Yalnızken mutlu olabilenlerdendi.

Serin bir ilkbahar günü, Nina parkta oturmuş yine bir şeyler çizerken biri sokuldu yanına. "Merhaba" dedi. "Deminden beri seni izliyorum. Burada oturmuş ne yapıyorsun Allah aşkına?" İri yapılı cüssesi, parlak siyah saçları ve efsunlu gülüşüyle oldukça yakışıklı genç bir adamdı. Elini uzattı Nina'ya. "Hadi tanışalım. Ben Artur."

Gel zaman git zaman, sürekli görüşür oldu Nina ve Artur. Sevgili olmuşlardı. Öyle yoğun ve baş döndüren anlar yaşıyordu ki; ayakları yerden kesilmiş, bilinci yok olmuştu Nina'nın. Derin okyanusların mavi ışıklı dokusunda narin kollarıyla dans eden bir ahtapot gibi hissediyordu kendini. Daha önce hiç kimsenin bilmediği deniz altı mağaralarını keşfediyor, en dipteki bâkir kumlardan kaleler yapıyorlardı birlikte. Nina, peşine takılıp delicesine hızlı yüzdüğü bu adama aşık olmuştu.




Fakat zaman geçtikçe, çok istemesine rağmen yüzemez olmuştu artık Nina. Mecalsiz kalmıştı. Aşktan kör olan gözleri yavaş yavaş açıldığında şöyle bir kendine baktı. Dehşetle fark etti ki; Artur'un hızına yetişmesi için ona eşlik eden kolları, tek tek koparılmış, zalimce yok edilmişti. Aşık olduğu adamın, tatmin edilemez açlığını gidermek için avını merhametsizce yiyen bir köpekbalığı olduğunu çok geç anlayacaktı.

Kanıyordu Nina. Bir tek can çekişen bedeni kalmıştı geriye. Artur onu da istiyordu. "Ama neden. Anlayamıyorum." dedi Nina. "Senin için her şeyimi verdim zaten." "Ne yani? dedi Artur. "Beni sevmiyor musun? Sevgililer bunun için vardır."

Daha önce hiç aşık olmamıştı Nina. Aşk nedir bilmiyordu. (Hoş bilen de var mıydı?) Aşk, tam da derinin inceden acımaya başladığını hissedip, gönüllü olarak izin vermek değil miydi güneşin tenini daha da kavurmasına? Peki ya o sonrasında gelen tarifsiz "ten" acısı?  O neydi? Canın yanmasın diye kimsenin dokunmasına izin vermediğin, kendine yabancılaştığın sen? O kimdi? Neler oluyordu, sebep neydi ki; güneşin yok olduğu, sessizlik çığlıkları atan gecelerde bile o acı, başında dikilip seni hiç uyutmuyordu? Bu muydu aşk? Bitmez tükenmez bir acı mıydı?

Nina bilememişti. Aşk acıdan kanayarak ölmek değil, YAŞAMaktı iliklerine kadar. Aşk erimekti, evet. Ama birlikte erimek ve eridikçe yok olmaktı. İlginçliği de buradaydı ya zaten; yok oldukça VARlığını daha da  hissetmek ve çağlayan duygularla onu onurlandırmaktı.

Ah güzel Nina... Kabuk bağlayan yaralarını zamanın iyileştirmesine izin ver olur mu? Ve korkma sakın! Seni yakacak değil, ama ısıtacak güneşler dışarıda bekliyorlar hali hazırda. Sen bunu fark et, yeter...

NOT: Bu hikayeyi yazarken, "Short Term 2" filmindeki "Ahtapot Nina" sahnesinden esinlendim. İşte o sahne:
http://www.youtube.com/watch?v=1572cc0Y6Qk

Bu hikayeye yakıştığını düşündüğüm şarkı da Mabel Matiz'den gelsin: Aşk Yok Olmaktır!
http://www.youtube.com/watch?v=dwUEy1nFUvU

Friday, January 9, 2015

Yağmur ve Dua

Bir yaz ayı olmalı. Sanıyorum Ağustos'tu. En kral sonbahar akşamına aşık atar gibi bir hali vardı o akşamın. Bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. 

Akşam 21.30 sularinda en yakin dostlarimin birinin evinden cikmıştim. Islek de bir cadde ustunde oturuyor. "Iyi" dedim. "Bu saatte trafik de olmaz. Taksi de bulur, rahatca evime giderim." Tam apartmanin onunde bir taksi durdu. Yolcu indirmek uzere, taksici para ustu veriyordu. "Buna binerim iste." derken arkadan baska bir taksi geldi. El ettim, sonradan fark etti. Az ileride durdu. Taksiye dogru ilerlerken "Bu adamin kismetiymis." dedim. Bindim. "Osmanbey'e gidecegiz." dedim. Cep telefonum elimde. Mesajlara bakiyor, sosyal medyada dolaniyordum. O esnada calan muzige kaydi odagim. O kadar duru, icli bir ezgiye eslik eden harika bir sesti ki... Sozlere kulak kabarttim. Bir ölümü, daha dogrusu ölen birinin ardindan duyulan aci anlatiliyordu. "Kim söyluyor bunu?" diye sordum. Gencten de bir taksici, 35 yaslarinda. "Sevcan Orhan" dedi. Bir kac dakika sonra telefonu kapattim. "Biraz daha sesini acar misiniz? dedim. Sanki onu bekliyor gibiydi. Yuksek sesle dinleyesi vardi da onay bekliyordu sanki. Eve kadar konusmadan sarkiyi dinledik. Bir huzunlendim derinden. "Ölüm var yaa" dedim. Yine her seyin sahte önemi bir anda ufalanıverdi gözümde.
Evin onune geldik, parayi uzattim. Para ustunu verirken taksici dedi ki "O sarki ölümü anlatiyor. Anne baba sag mi?" dedi. "Cok sukur evet" dedim konunun nereye gelecegini hissederek. "Anne" dedi sesi titreyerek "Anne cok baska bir sey abla. Kiymetini bil. Sakin ama sakin uzme, kirma. Oyle bir oluyorsun ki gidince." dedi. Gozleri doldu hepten. Tuylerim diken diken. "Nurlarda uyusun. Annen icin dua edecegim bu gun, soz" dedim. Para ustunu aldim. Arabadan indim. Anahtarimi ararken annem geldi aklima. Gozlerim doldu.
Eve girer girmez dua yolladim annesine. Bu sarki da duamin tamamlayicisi olsun. Sag olanlara saglik, gocup gidenlere de hûsu icinde isikla uyumak bahsedilsin...